Ayın Modacısı: BURÇE BEKREK

Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tekstil ve Moda Tasarımı’nı dereceyle bitirip İtalya’ya yerleşiyor ve hikayesi başlıyor Burçe Bekrek’in… Milano’da bulunan Instituto Marangoni’de önce Image Consultancy eğitimi alıyor. Ardından da aynı yıl Fashion Styling Master programına başlıyor. Dolce&Gabbana’nın Marangoni bünyesinde açtığı bir styling yarışmasını kazanıp, Dsquared2 ile projelerde çalışıp, derece ile okuldan mezun olunca, kendi markasının adımlarını atmak için ülkeye geri dönüyor. Döner dönmez öncelikle freelance kurumsal markalarla yaptığı işlerin yanında tam zamanlı olarak da denim sektörünün en köklü markalarından birinde designer ve commercial stylist olarak işe başlıyor.

Bu süreçte aynı zamanda aile şirketleri olan Burçe Tekstil’de concept ve trend danışmanlığı da yapıyor. 2008 yılında Fashion Tv’den ‘En İyi Gelecek Vaad Eden Tasarımcı’ ödülünü alınca kendi markasını oluşturmanın tam zamanı olduğuna karar veriyor. Marka lansmanını yapalı tam 6 yıl oluyor ve o günden bu yana “Burçe Bekrek” başarıyla varlığını sürdürüyor. Tüm bunların yanında akademik kariyerine de devam ediyor. 2008 yılından beri Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tekstil ve Moda Tasarımı bölümünde ve İtalyanca Sanat ve Tasarım bölümünde dersler veriyor. Tek başına, üstelik de büyük başarılarla yıllardır ayakta kalan tam bir süper kadın o!


Kıyafetlerle, kumaşlarla “olan” yakın temasının çocukluğuna dayandığını okumuştum bir röportajında. Tasarımcı “olmak” ilk ve tek hayalin miydi?

İlk ve tek hayalim, yanı sıra da varoluş sebebim gibi geliyordu bana. En büyük hayalim mesleğim dediğim kavramla kendimi ifade etme özgürlüğümün olmasıydı ve mesleğim aracılığıyla insanlarla iletişim kurabilmek niyetindeydim. Yani eğlenerek, özgürleşerek para kazanabileceğime inanmışım herhalde… 3 yaşımdan beri Moda Tasarımcısı olacağım diyen bir çocuktum. Dolayısıyla buna odaklı, planlı, programlı bir arka plan benimki. Her adımım önceden kurguluydu, hedefe gitmek için. Üniversiteden sonra master programı için neden Milano’yu tercih ettin? Milano “Olmazsa olmazın” mıydı?

Hayır hiç değildi. Aslında hikaye oldukça ilginç gelişti. Ben Saint Martins’e gidecektim. Başvurularımı yapmış, portfolyomu göndermiştim. O esnada Marangoni bir tanıtım için İstanbul’da Firenze Eğitim Danışmanlığına geldi. Ben de portfolyumun kopyasını kapıp tanışmaya gittim. Riccardo diye bir adam vardı. Styling konusunda aklımı çeldi. Tasarım üzerine bir de o zaman Türkiye’de eğitimli yok denecek kadar az insan var. Bunun avantajlı olacağını, ve tasarım üzerine styling eğitimi almanın bana çok daha donanımlı bir meslek hayatı getireceğini düşündüm. Oraya da başvurdum. Bu esnada Saint Martins’den bir geri dönüş olmadı. Derken ben Marangoni’ye kabul edildim, başladım. Mart ayıydı, İstanbul’dan ailem aradı eve Saint Martins’den kabul postamın geldiğini bildirdi. O zamanlar İngiltere Türkiye postaları biraz gecikmeliydi. Ama bu kadarının kısmet ve bana seçeceğim yol için uyarı olduğuna inandım. Hiç pişman olmadım, hiç de üstünde durmadım. Çünkü İtalya’da Marangoni’de geçirdiğim her güne minnet duyuyordum.

Şimdi durup baktığında yaşadığın bu sürecin doğru tercih “olduğunu” düşünüyor musun?

Evet, Marangoni kapısından çıkarken son kez hissettiklerimi unutmuyorum. Marmara’da beni ben yapan profesörüm Ozanay Omur’du. Ama bir şey eksikti. Tam değildim, kendime tam güvenemiyordum. Ama Marangoni kapısından çıkarken, bambaşka, tam, güvenli, sanki bir profesyonel firmada çalışıp, ayrılıyormuşum gibi hissettim. Hayatımda beni etkileyen çok az beyin oldu. Vizyonumu genişleten, beynimde yeni bir sürü ışık parlatan insanlardan bahsediyorum. Master Styling Hocam Luca Bacelli bunlardan biriydi. Onun sayesinde tarzımı, tavrımı ve disiplinimi oturttum. Hiç pişman değilim. Markayı kurar kurmaz ilk koleksiyonla parlamam, ve 6 senede bu kadar kemikleşen bir müşteri portföyü oturtmam tesadüf değildi. O sürecin getirdikleri daha çabuk yol almamı sağladı.

Gözlemlediğim kadarıyla, yeni tasarımcılar bir parçayı tasarlıyor, üretiyor; sonuç güzel de oluyor fakat o parçayı tamamlayan diğer parçayı tasarlamakta başarılı “olamıyorlar”. Örneğin; bir tasarımcı güzel bluzlar üretiyor ama onu tamamlayan doğru pantolonu bulamıyor. İşte bu noktada devreye tasarımdan çok styling giriyor. Tasarım eğitimi alıp masterını “Fashion Styling” üzerine yapan biri olarak bu durumu nasıl değerlendiriyorsun? işte tasarım üzerine styling masterı bana avantaj sağlar derken bundan bahsediyordum. Bir kere parçadan bütün bir koleksiyona değil, koleksiyon bütünlüğünden her bir parçaya giderek tasarlıyorum. Benim bütün koleksiyonlarımda tüm ürün grupları vardı. Zaten pret-a-porter yapıyorum aksi mümkün değil. Ama opsiyonlar birbirleri arasında kopuk da olmaz bizim markamızda. Birbirleri arasında mix olup farklı okazyonlara, sezonlara hizmet edebilecek parçalar tasarlarım. Mikro makrodur felsefesiyle çıkıp, minimalist stilden çıkmadan akıllı, fonksiyonel tasarımlar yapmaya çabalıyorum. Kopup, koleksiyonun içinde ayrı telden çalmadan bütünlük sağlayabiliyorsam bu bana stylingin getirisi. Ama yanlış anlaşılmasın. Editoryal Styling bunun için yeterli değil. Benim alt yapımda commercial styling de var. Bir markanın bünyesinde bununla ilgili çalışmış olmanın artıları da var. Daha koleksiyon bitmeden kombinler kafamda bitiyor. Hatta daha koleksiyonun ilham boardunda aklımda kampanya konsepti oluşuyor. Başarında bu eğitimin nasıl bir artısı “olduğunu” duşunuyorsun?

Tabii ki dediğim gibi çok katkısı oldu. Bir markam var. yapayalnız kurdum ama bünyemde styling yapan, web sitesinin tasarımından, logosuna, brandinge kadar uğraşan, katalog konseptine kadar belirleyen insanlar varmış gibiydi. Çünkü hepsini kendim yaptım. Hepsi de Marangoni’de aldığım eğitimlerle, orada çalıştığım projelerdeki gözlemlerim sayesinde oldu.

Her şeyin bir kişi tarafından yapılmasını onaylamıyorum tabii ama başlangıçta dar bir bütçeyle bir işe koyuluyorsanız. ne kadar donanımlısınız, o kadar az masraf. Zaten büyüyünce her şeyin altından tek kişi kalkmak biraz zor.

Ülkemizde tasarımcı “olmak” çok ünlü olmakla, çok tanınmakla eş değer tutuluyor. Sen her şeyden, herkesten uzak üstelik de büyük bir başarı örneği göstererek ayaktasın! Bunu neye borçlusun?

Neden tasarımcı olmak istiyorsun diye sorduğum bir öğrencim bana ünlü olmak istiyorum ve bu yol üne giden kolay bir yol benim için’ dediğinde dudağım uçuklamıştı. Ben ünlü olmak, popüler olmak için tasarımcı olmak istemedim. Bu benim için bir varoluş sebebiydi. Mutlu olacağım, kendimi ifade edebileceğim, eğlenebileceğim, kendi sınırlarımı zorlayabileceğim bir alan olduğunu hissediyordum. Resim yapmak, heykel yapmak ya da müzikle ilgilenmek gibi.

Yanı sıra bana kimse bir şeyi dayatamaz. Yakalanamaz ve durdurulamaz olduğumu düşünürüm. Biri bana bunu bu şekilde yapacaksın, bunun yolu şu dedi mi dinlemem. Hayatta her şey için geçerli bir kuralım var: ‘Hayatta hiçbir durumda A ve B diye sadece iki seçenek yoktur’. Bir hedefe giderken de bu böyle. Her seçenekle edilmiş her tecrübe o kişinin tekelindedir. Kiminin A yolu onu başarıya götürür, kimi kulağını tersten gösterir, belki uzun vadede ama yine de aynı başarıya yürür. Her yol mubahtır. Sadece şu durum olursa başarılı olursun diye bir şey yok. Ben diktelere kulak asmam. Kendim nasıl istersem öyle yürürüm. Günün sonunda her şeyi kendim yaşamak, tecrübelemek isterim. Başarısız olursam kendi seçimimdi diyebilmeliyim. Bizim meslek için böyle bir kanı var dikkat ediyorum. Sosyalleş, ne kadar network, o kadar popülersin, ne kadar pr o kadar satarsın, ne kadar parti o kadar getiri. Bana sektörden biri ilk kurulduğum yıl aynen şöyle dedi hiç unutmam’

Sen çok ortamlarda görünmüyorsun, böyle gidersen başarısız olursun, satamazsın, marka bilinirliliğin olmaz.’ Aksinin mümkün olduğunu anlatınca, istemediğim, keyif almadığım bir şeyi yapacağıma başarısız olmayı tercih ederim deyince bana baya gülmüştü. 5 senedir kendisini görmüyorum. Ama o bir yerlerde beni görüyorsa anlamıştır o gün dediğimi. 4 işte birden tek beyin çalışıyorum. Hepsinde başarılı olmak 724 çalışarak mümkün oluyor ne yazık ki. Kalan çok az zamanı da daha samimi olduğuna inandığım bir çevrede, beni daha çok besleyecek şeylerle geçiriyorum. Bu da benim yolum, benim seçeneğim. Bu sezon da couture yapayım, pret-a-porter satamadım demeden 6 senedir aynı istikrarla pret-a-porter koleksiyonlardan markamı ayakta tutuyorum. Yanı sıra kurumsal markalarla iş yapıyorum. Demek ki bu da benim ayakta kalma modelim olarak iş görüyormuş…

Tasarımların kendi showroomun dışında bir yerde ne satılıyor ne sergileniyor. Tek bir yerde “olmak” bir marka stratejisi mi?

Evet. Daha önce Midnight Express’le de çalıştım. Yetişebilsem bir tek orada olurum yine. Çünkü müşteri kitlemiz ve frekansımız çok tutuyor. Ama yetişemiyorum. Strateji olarak da sebep sunacak olursam. Nişantaşı’nda çok iyi bir lokasyonda showroomum. Bir çok departmant store bize çok yakın. Bazı şirketler orada satınca kendi yerinde dahi satmanı tercih etmiyor. Çok yayılmak istemiyoruz. zira bizim showroomumuzda verdiğimiz hizmeti benim ürünlerimi satan başka bir yer veremez. Bir de müşterilerimize satın aldıkları ürünler konusunda unique olma garantisi veriyoruz. Bunu her yerde satarak takibini oluşturamam. Gördüğünüz koleksiyonlar dışında custom orderla yaptığımız sezonda sayısız yapılmış kişiye özel ürün var. Fakat tabi ki yine Couture değil, lüks hazır giyim. Eh çoğu şirket de konsinye çalışmak istiyor. Yanı sıra adetleri de çok yüksek tutuyorlar. Bu riske girmek istemiyorum

doğrusu. Kendi showroomumda bu kadar iyi satışlar yapamıyor olsaydım, hatta kendi showroomum olmasaydı tabii düşünürdüm. Yurt dışı adımlarını da atamıyorum şu an. Ekibi büyütmek, atölyeyi büyütmek gerek. Benim ürünlerimdeki bazı strüktürel detaylar ne yazık ki öyle fason atölyelerde ürettirilebilecek şekilde değil. O yüzden yavaş sakin şekilde, önce burası sonra yurtdışı. Stoksuz çalışan bir Amerikan şirketle çalışıyorum ve yakında da yine aynı sistemle çalışan bir İtalyan şirketle sözleşme imzalayacağız. Daha 6 sene oldu, her şey doğru zamanda, olması gerektiği layığıyla otsun istiyorum. Geçtiğimiz sezon Papia ile çok ilginç, eğlenceli ve tasarım kokan bir iş birliğin “olmuştu”. Senin için nasıl bir süreçti? Papia ile geçen kış Papia’nın Rusya lansmanı için Çırağan Sarayı’nda gerçekleştirdiği, sanat yönetmenliği Yasin Soy tarafından yapılan muhteşem 3D Mapping şovları esnasında tanıştık. Yasin bey bir gün bana telefon edip bu lansman için ‘Havlu kağıttan yalın ve hacimli bir elbise dikebilir misin?’ diye sorduğunda önce biraz afalladım haliyle. Ama bir anda kendimi ekiple kocaman dekor havlu rulolarına kumaş muamelesi yaparken buldum. Lansman da. Yasin Soy’un 3D Mapping şovu ile birleşen havlu kağıttan üretilen elbise için de tepkiler o kadar güzel oldu ki birlikteliği ileriye taşıyabileceğimizi düşündük ve Papia geçen sezon MBFWI’de gerçekleşen defilemiz için markamıza co-sponsor oldu. Hemen arkasından da Decor Havlu tasarımları için görüşmeye başladık. Onlar bir moda tasarımcısı ile çalışmak istiyordu . Ben de yıllardır hobi olarak illüstrasyonlar çiziyordum. Ve FMCG sektöründe bir markanın ürünü ile bu yanımı yansıtmak gibi bir arzum vardı. Bir araya geldiğimizde iki markanın da hedef kitlelerinin, hitap ettiği kadının ne kadar benzer yanları olduğunu keşfedince birlikte yola çıkmaya karar verdik.

Papia’nın eğlenceli bir Dekor Havlu serisi vardı. Betty Boop serisi… ilk gördüğümde oldukça şaşırmıştım. Beyaz bir dekor havluya ne kadar eğlenceli bir yaklaşım diye düşündüm. Araştırınca bu serinin hayran kitlesinin de epey geniş olduğunu gördüm. Papia’nın bu seriye yeni bir konsept yapacağını duymak keyifli ve renkli bir çalışma olacağının habercisiydi. Moda ve kadınlara dair bir şey yapmaktı arzuları. Moda Başkentleri’ konsept fikri de Papia ekibinden çıktı. Papia’nın kadınlara yönelik ‘Değişim Hareketi’ ni duymuşsunuzdur, iyi şeylere sahip olmak için bekleme, değişim seninle başlıyor diyor. Bu değişime hayatımızda küçük şeyleri değiştirerek başlayabileceğimizi anlatıyor. Değişim keşfetmekle, farkındalıkla, yeni kararlar, yeni başlangıçlar ve bazen yeni yollar ile başlar. Bambaşka şehirlerde bambaşka kadın figürleri kulağa eğlenceli geliyordu. Değişime gün içinde en çok kullandığımız nesnelerle başlayalım dedik ve her yaprağında renkli, keyifli bir deneyime davet eden bir dekor havlu hayal ettik. Hayaller tüm moda başkentlerini yapmaktı, fakat 4 şehir ile kalmak durumunda olunca hep beraber bu 4 şehre karar kıldık. Buradaki kadın Burçe Bekrek markasının kadını değil. Papia kadınını resmettik. Ve en keyiflisi de bu eğlenceli kadınların bazılarını Burçe Bekrek tarzında giydirmekti. Sonuçta Paris, Milano. New York ve İstanbul’un ikonik simgelerini kağıt havluların üzerinde Burçe Bekrek markasına ait giysi tasarımları ile desenleştirdiğimiz çalışmada Papia kadını, o şehirle özdeşlemiş tarihi ve simgesel yapıtlar arasında stilize edildi ve çok da eğlenceli bir seri çıktı ortaya.

Önümüzdeki günlerde bizleri şaşırtacak yeni projelerin, iş birliklerin “olacak” mı?

Geçtiğimiz sene çok keyifliydi. Çünkü eskiden beri ne hayal ettiysem karşıma çıktı. Papia ilkiydi mesela. Sonrasında Enza Home ile tanıştık. Mobilyalar, dekorasyon, iç mimarlar hep ilgi alanımdaydı, teklifi alınca ve projeyi duyunca hiç düşünmedim. Şimdilik çok içeriğe giremiyorum ama Enza Home ile Burçe Bekrek stilinin bu sefer gardıroplardan çıkıp, yaşam alanlarınıza sızacağını söyleyebilirim..

Fashion incube kapsamında yer aldığın defile organizasyonlarını nasıl değerlendiriyorsun? En son 2014-2016SonbaharKış sezonunda bir defile gerçekleştirmiştin. İptal olan İlkbaharYaz sezonu moda haftasında neden yer almadın?

Fashion İncube döneminde MBFW lere katılmamız gerekiyordu. Ben de o dönem her sezon katıldım.

İptal olan MBFW döneminde kurumsal projeleri yapıyordum harıl harıl. Organize olabilmek, zordu benim için. O yüzden MBFW e katılmak istemedim.

Defile yaparak bu yerlerden sipariş alabilmem mümkün değildi, yukarıda saydığım nedenlerden dolayı Core’a da katılmıyorum zira. Pr için yapıyordum ve bir de müşterilerimin defile sonrası pre-order yapmasına sebep oluyordu. Ama ben showroomumda özel olarak zaten müşteri sunumları yapıyorum. O yüzden de bu sezon yine aynı yoğunlukla gidersem katılmayabilirim.

Daha önce Berlin’de de bir defile düzenledin. İstanbul ile Berlin’i karşılaştırman söz konusu olsa, neler söylerdin?

Berlin çok farklıydı. Gülriz Eğilmez götürdü bizi Berlin’e ve küratorluğunu onun yaptığı bir projeydi. Berlin MBFW çok profesyonel bir organizasyon. Gülriz de çok başarılıydı. Biz sadece koleksiyonu alıp gittik ve her şey orada son derece kısa bir sürede ve çok organize ilerledi. Ben hala o defilenin pr meyvelerini topluyorum Almanya’dan…

Fikrinizi sancısız hayata geçirmeyi arzuluyorsanız dağarcığınızı Lfclisi irmek zorundasınız…

Bir eğitmen olarak Türkiye’de moda eğitimi veren okul ve kurumlan nasıl değerlendiriyorsun?

Bir üniversitede çalışırken, başka kurumlan eleştirmem doğru olmaz. Zaten eğitim sistemini de eleştirmek haddime değil. Bu yolda ilerlemek isteyen, tasarımcı olmak isteyen gençlere tavsiyelerin neler?

Zor meslek, yürekten istemiyorlarsa, bir yerlerde pes edebilirler. Okurken çalışmalarını, sektörü tanımalarını, hangi alanında mutlu olacaklarını keşfetmelerini ve de lisanla kalmayıp muhakkak tasarım eğitimlerinin üstüne ek bir değer katmalarını tavsiye ederim. Ne kadar donanımlı olurlarsa o kadar iyi. Kaleminizin daha özgür olmasını istiyorsanız, fikrinizi sancısız hayata geçirmeyi arzuluyorsanız dağarcığınızı geliştirmek zorundasınız. Kalıp, kumaş, dikiş, teknik, vs. her detaya hakim olursanız daha özgür olursunuz.

Stil sahibi olmak…?

insanın kendine özgü bir stili olması bildiri yayınlamaya benzer. Dikteler. trendler, pahalı ama nasıl yararlı olacağına dair fikrinizin bile olmadığı ya da içten güzel bulmadığınız şeylerin peşinden gitmek ise bir dilekçe imzalamak gibidir. Trendlerin ve göreceli lüksün peşinden sürüklenerek değil, kişiliğinize ve ruhunuza kulak verdiğiniz ve kendiniz gibi göründüğünüz zaman karşı tarafa sizin ruhunuzdan, benliğinizden kodlar verirsiniz. Tavrınıza artı olarak tarzınızla da kendinizi ortaya koymak benim için iletişimin farklı bir yolu, yani stil için iletişim kurmak..

Moda kurbanı olmamak için?

Ben bir kadına baktığım zaman giysilerinin ardında o ruhun sahibini, ona ait izleri ararım. Trendleri körü körüne sorgusuzca takip edebilirsiniz ama ben orada ‘sizi’ göremiyorsam. üzerinizde bir şey yoktur, bir tarzınız yok demektir benim için. Giysilerin görünüşünden çok. onların kişiliğiyle, sizin ona kattığınız ek değer ile ilgilenirim… Ruhuna özgü giyinen insanları samimi buluyorum, diğerleri zaten kurban… Mükemmellik sadece olağanüstü şeyleri bir araya getirmekle değil, bazen de sıradan şeyleri olağanüstü yapmakla elde ediliyor, iş ki siz siz olabilin, size ait bir tavır

İlham kaynağın olan detaylar neler?

Hayatın her detayı. Gözlem benim işim. Okuduğum, izlediğim, seyrettiğim, dinlediğim, gezdiğim, keşfettiğim her şeyi ve her anı derinlemesine tecrübeliyorum. Her detay, başkasının göremediği benim görebildiğim her ince ayrıntı beni yeni bir serüvene, yeni çizgilere götürebilir.

Yorum Yaz