Koruyucu aile olmak!!!

35 yaşlarında “üreme kapasitesine sahip” bir çift neden doğurmak yerine evlat edinmeyi seçer? Yanıtı Verda ve Serdarın hikayesinde.

Bir çift neden evlat edinir? Aklınıza ilk geleni tahmin etmek zor değil, “çocuk yapamadıkları için” diye düşündünüz. Ben de öyle düşünmüştüm, yanılmışım. 35 yaşlarında, “üreme engeli olmayan” bir çift, doğurmak yerine sahipsiz bir çocuğun anne babası olmayı tercih edebilirmiş.

Bir çift, neden çocuk sahibi olmak ister? “Çocukları sevdiği, hayatını bir çocukla zenginleştirmek istediği için” diyorsunuz, haklı olarak. Ama asıl motivasyon, kimsesiz bir bebeğe bir aile sunmak, bir nevi “hayata borcunu ödemek” olabilirmiş.

“Aslında çok normal, hatta sıradan bir şey bizim yaptığımız” diyor, Serdar: “Bazen, biz mi bu çocuğa iyilik yapıyoruz o mu bize diye düşünüyorum. Kimsesiz bir çocuğun ailesi olduk diye etrafımız bize peygamber gibi davranmaya başladı.

Gelip konuşuyorlar, ‘cesaretimizden’ dolayı tebrik ediyorlar. Sağolsunlar, var olsunlar. Ama bize hakikaten çok doğal geliyor yaptığımız.”

0 anlatırken hakikaten çok doğal geliyor, sanki olması gereken buymuş gibi. Anne baba olmak için asıl yapılması gereken, sevişip çocuk doğurmak değil, kimsesizler yurdunda yıllarca aynı tavana bakarak büyüyen çocuklardan birini alıp ona bir aile sunmakmış gibi..

Bir gece, internete girince

Verda ve Serdar Ekmekçi çifti bundan 10 yıl önce evlendi. Evlenirken, hele de 24 gibi genç bir yaştaysanız, çocuk konusunu ciddi ciddi konuşmak aklınıza gelmez. Onlar da konuşmadı. Gerçi Verda çocuklara başından beri çok meraklı değildi. Lafı açıldığında bir iki defa “ben çocuk doğurmam” demişti. Ama öylesine işte. Serdar’ın “öylesine” verdiği cevap da yıllar içinde pek değişmedi: “Bakarız, doğurmazsan evlatlık alırız.” Ara ara bu konuşmaları yapsalar da, onların asıl işi doya doya yaşamaktı: Çalışmak, okumak, seyahat etmek, spor yapmak, arkadaşlarla yiyip içmek… Verda, siyaset bilimi doktorası yapıyor, edebiyatla ilgileniyordu. Serdar ticaretle uğraşıyor, değişen dünyayı anlayıp ona uygun iş modelleri geliştirmeye kafa yoruyordu. Velhasıl, Verda ve Serdar birbirine yeten, hayatın tadını çıkarmayı bilen, kafasına göre yaşamayı seven bir çiftti. Çocuk işi belirsiz bir geleceğe ertelenmişti. Hani şu, gençlikte hiç gelmeyecek sanılan 40’lı yaşlara.

moda-279

2012 kışında, Verda bir gece evde doktora tezi üzerinde çalışırken, artık şeytanın mı yoksa bir meleğin mi dürtmesiyle, internette evlat edinmeyle ilgili araştırma yapmaya başladı. Daha önce zihnini yalnızca arada bir yoklayan çocuk fikri sanki bir günde merkeze oturdu: “Demek ki farkında olmadan düşünüyormuşum, o gün ilk somut adımı attım. O geceden sonra hemen her gün bu konuyu konuşmaya başladık.

Bir süre sonra da başka bir şey konuşamaz hale geldik. Arkadaşlarımızla, çevremizle paylaştık. Çoğundan ‘çıldırdınız mı siz’ şeklinde özetlenebilecek tepkiler aldık. Ama olay sistemimize girmişti bir kere.” Verda, evlatlık fikrine en başından beri çok açık olduğunu anlatıyor. Bunun çok anlaşılır bir sebebi de var aslında. Kendi babası da bir evlatlık. Babaannesi tarafından yedi yaşında alınıp büyütülmüş. Kimsesiz bir çocuğa aile sunma fikri bu yüzden ona çok özel geliyor. Hatta, kendi deyimiyle bunu bir “hayat diyeti” gibi düşünüyor.

Serdar da, çocuk doğurma kararı esas olarak kadınındır diyecek kadar gelişmiş bir erkek. Soyunu devam ettirmek gibi bir meselesi yok. Dolayısıyla karısının arkasında duruyor. “Ondan sonrası çok hızlı gelişti. Bizim, evlat mı edinsek diye ciddi olarak düşünmeye başlamamızla, kızımızı eve getirmemiz arasında sadece 3 ay var” diye anlatıyor.

Evlatlık değil koruyucu aile

Verda ve Serdar, evlat edinmek için nasıl bir süreçten geçiliyorsa hepsini yaşadılar. Resmi başvuru yaptılar, form doldurdular, mülakattan geçtiler, gelir ve eğitim durumlarını belgelediler, sağlık raporları aldılar… Başlangıçta evlatlık edinmek için başvurmuşlardı ama sistemi biraz anlayınca koruyucu aile olmaya karar verdiler: “Başından itibaren 0-1 yaş arasında biz kız çocuğunu evlat edinmek istiyorduk.

Ama en uzun bekleme sırası da orada. Herkes bebek istiyor, çoğunluk kız istiyor. En az altı, ortalama iki yıl bekleniyor. Koruyucu ailelikte ise bekleme süresi çok kısa. Çünkü çocuğu nüfusunuza geçiremediğiniz bu yol çok tercih edilmiyor.”

Herkes gen bilimci kesilmiş anasınısatayım. Bizbu işe ilkkallaştığımızda, en çok duyduğumuzlaflardan biri \seningenetikten haberin var mı’ oldu. Gen nedir diye sorsan cevap veremez, o ayn. Çocuk genetik olarakkötü, hırsız, ahlalcsız olmaz İd. Nasılyetiştirirsen öyle olur. Bizimgenlerimizdede boncukyok ayrıca.

Peki onlar neden koruyucu aile olmayı tercih etti? İki sebebi var, birincisini Serdar anlatsın: “Aileler çocuklarını kuruma bırakırken, ‘evlatlık verilebilir’ ya da ‘koruyucu aileye verilebilir’ diye tercihte bulunuyorlar. Evlatlıkta çocuk resmen sizin oluyor. Koruyucu aile olursanız, aile yarın bir gün ortaya çıkıp çocuğumu geri istiyorum diyebiliyor. Kimse büyüttüğü çocuktan kolay vazgeçmez ama işin içine girince bunun hakikaten çok küçük bir risk olduğunu fark ettik. Bir kere ailelerin çok büyük kısmı çocuğunu bir daha arayıp sormuyor. Velev ki aradılar, kurum çocuğun yararını mutlaka gözetiyor. Yani biyolojik aile istedi diye hemen onlara vermiyor. Bir de, aile uzun süre aramayıp çocuk evlatlık statüsüne çevrildiğinde, ilk hak koruyucu aileye veriliyor. Bütün bunları öğrenince, neden olmasın diye düşünmeye başladık.’’ Koruyucu aile olmalarının ikinci ve esas sebebi ise duygusal. Onu da Verda’dan dinleyelim: “Normalde sizin önünüze önce çocukların dosyaları geliyor. Çocuk oraya nasıl bırakılmış, ailesi kimmiş okuyup öğrendikten sonra çocuğu görebiliyorsunuz. Bizimse dosya okumadan önce bir yuvayı gezme fırsatımız oldu.”

0 gün koruyucu aile olma konusunda Sosyal Hizmetler’deki görevliden bilgi alan Verda ve Serdar ardından Kocamustafapaşa’daki yuvaya gitti. Odalara girip çıktılar, yan yana yataklarda yatan onlarca bebeğe uzaktan baktılar. Derken Verda, girdikleri son odada, yatağının ayak ucunda dikilmiş etrafı seyreden bir bebek gördü. Kara kaşlı, kara gözlü kıza, cilveli bir şey olduğu için yuvada Sibel Can diye isim takmışlardı. Hemşirelerden biri, “Sibel Çan’ı getirsenize” dedi. Bir başka çalışan gözlerini Verda’ya dikmiş minik kızı aldı getirdi, çiftin kucağına verdi. Verda’mn dediğine göre “doğumda anneyle bebek arasında kurulduğu söylenen bağ, o an aralarında kuruldu.”

Sonrası bir dizi bürokratik formalite; hazırlanan dosyalar, imzalar, her adımı özenle atılan bir süreç…

İnsanlar en küçük bir riskten bile korkuyorlar. Mükemmeliyetçilik ve ona eşlik eden endişeler’ çocuk yetiştir me konusunda da tavan yapmış. Halbuki en mülcemmelini yapacağım diye hayatını zehir edeceğine sana ait olanı yapsana.

Koruyucu ailelikle ilgili ayrıntılı bilgiyi koriiyucuaile.gov.tr adresinde bulabilirsiniz.

Onlarınki de öyle akıyor. “Ama evlat edinme sürecinde fark ettiğimiz bir sürü ilginç şey oldu” diye devam ediyor Verda: “Mesela, mükemmeliyetçilik, mesela küçük burjuvalara özgü korkaklık. İnsanlar en küçük bir riskten bile korkuyorlar, kendilerini hayata bırakamıyorlar. Bu mükemmeliyetçilik ve ona eşlik eden endişeler çocuk yetiştirme konusunda da tavan yapmış. Halbuki en mükemmelini yapacağım diye hayatını zehir edeceğine sana ait olanı yapsana. Ne kadar yaparsan yap çocuk senin kadar olacak zaten.” Serdar lafı karısının ağzından alıyor: “Bir de, herkes gen bilimci kesilmiş anasını satayım. Biz bu işe ilk kalkıştığımızda, en çok duyduğumuz laflardan biri ‘senin genetikten haberin var mı’ oldu. Gen nedir diye sorsan cevap veremez, o ayrı. Çocuk genetik olarak kötü, hırsız, ahlaksız olmaz ki. Nasıl yetiştirirsen öyle olur. Bizim genlerimizde de boncuk yok ayrıca.”

Senarist değişti

“Mükemmeliyetçi genetik mühendisleri” bir yana, durumu ailelere kabul ettirmek de mesele olmuş. Daha çok da Serdar’ın ailesine: “Annem 70 yaşında bir kadın. Oğlunun da kendi çocuğu olsun istiyor. Gayet anlaşılır bir durum. Onun bizi anlamasını beklemiyordum ama ben onu anlıyordum.

Tek derdim onu kırmadan bu dönemi atlatmaktı. Aramızda sert konuşmalar olmadı değil, oldu. Annem, bu vesileyle bana yıllardır söyleyemediği şeyleri de söyledi. Neyse ki iki ablam annemle aramızda köprü oldu. Şimdi her şey rayına oturdu.”

9 Mart 2013 günü Verda – Serdar Ekmekçi Feneryolu’ndaki evlerinde özel bir parti verdi. Çift partiye en yakın arkadaşlarını ve aileleri çağırdı. Herkesin merhaba demesini istedikleri biri vardı. Kısa bir süre önce yuvada göz göze geldikleri kız çocuğu, o gün anne babasının en sevdiği insanlarla tanıştı. Partiye ilk gelenlerden biri de, daveti alır almaz Bursa’dan yola düşen babaanneydi.

Şimdi 1,5 yaşında olan bebeğe, ailesi gibi biz de Çakıl diyoruz. Gerçek kimliğini açıklayamıyoruz, okuyanın içini acıtacak hikayesini kurallar gereği burada anlatamıyoruz.

Hem zaten Çakıl’ın hikayesini artık başka bir senarist yazıyor. Üstelik bu bölüm çok daha umut verici.

Yorum Yaz